Hürriyet Gazetesi ve DHA temsilcisi, son olarak da Radyo Bodrum FM’de yayınlar yapan merhum yazarlarımızdan rahmetli Aybars Atilla ağabeyimin bir sözü vardı. Bana, “Evlat, haberi manşet okutur.” derdi. Bu nedenle bu haftaki yazıma böyle bir başlık atmak istedim. İçeriğinde de zaten ihanetten bahsedeceğim. Ama çoğumuzun aklına ilk gelen, bir erkeğin ya da kadının birbirine olan sadakatine ihaneti değil bu haftaki yazımın konusu. Tanrı’nın bizler gibi yarattığı hayvanlardan bahsedeceğim sizlere. Yani insanlığın hayvanlara olan ihanetinden.
Aslında biraz durup düşünsek, bugün üzerinde yaşadığımız medeniyetin temel taşlarında hayvanların da izi olduğunu görürüz. Tarihin en eski dönemlerinden itibaren insanlar, hayvanlarla birlikte yaşamış; onların gücünden, sadakatinden ve fedakârlığından yararlanmıştır. Atlar olmasaydı kıtalar aşılamaz, öküzler olmasaydı toprak sürülemez, köpekler olmasaydı sürüler korunamazdı. İnsanlık, doğaya hükmetmeyi tek başına başarmadı; bunu çoğu zaman hayvan dostlarının yardımıyla gerçekleştirdi.
Savaşlarda cepheye mühimmat taşıyan katırlar, enkaz altında kalan insanları bulan köpekler, kutuplarda kızak çeken huskyler, çiftçinin tarlasını süren öküzler ve hatta bugün laboratuvar araştırmalarında insan sağlığına katkı sağlayan sayısız canlı… İnsanlığın tarihinde hayvanların emeği, izi ve fedakârlığı vardır. Kısacası bizler, bu dünyada yalnız yürümedik. Yol arkadaşlarımız vardı.
Ne var ki son yıllarda ülkemizde tuhaf bir iklim oluşturulmaya çalışılıyor. Toplumun bazı kesimlerine hayvanlar adeta bir tehdit unsuruymuş gibi gösteriliyor. Özellikle sokak hayvanları üzerinden yürütülen tartışmalarda nefret dili öylesine sıradanlaştırıldı ki bazı insanlar artık bir canlının yaşam hakkını savunmayı bile garip karşılamaya başladılar.
Elbette saldırgan hayvanlar olabilir. Elbette çözülmesi gereken sorunlar vardır. Ancak bir sorunu çözmenin yolu, onu ortadan kaldırmak değildir. Medeni toplumlar sorunları yok ederek değil, yöneterek çözer. Aç kalan hayvanların, kontrolsüz çoğalan popülasyonların veya ihmaller sonucu oluşan risklerin sorumlusu hayvanlar değildir. Sorumlu olan, yıllardır uygulanmayan politikalar, yapılmayan kısırlaştırmalar ve görevlerini yerine getirmeyen kurumlardır.
Bugün bir köpeği suçlayanların çoğu, yarın aynı mantıkla başka bir canlıyı da suçlayabilir. Çünkü nefret bulaşıcıdır. Bir kez bir canlının yaşam hakkını değersiz görmeye başladığınızda, o çizginin nerede duracağını kestiremezsiniz. Merhamet ise tam tersine büyür; insanı insan yapan değerleri besler.
Bir köpeğin sahibini yıllarca beklediği hikâyeleri biliriz. Bir kedinin kendisini besleyen insanı kilometrelerce takip ettiğini duyarız. Deprem enkazlarında günlerce çalışan arama kurtarma köpeklerini alkışlarız. Peki sonra ne oluyor da aynı canlıları topluca yok etmeyi konuşabiliyoruz? Bu çelişkiyi açıklamak gerçekten güç.
Bazen düşünüyorum da; belki de hayvanlara olan borcumuzu unuttuk. Belki de modern şehirlerin betonları arasında doğadan ne kadar uzaklaştığımızı fark edemedik. Oysa bu dünya yalnızca insanlara ait değil. Aynı gökyüzünü paylaştığımız kuşlara, aynı toprağa bastığımız kedilere, köpeklere, atlara ve sayamayacağımız kadar çok canlıya da ait.
İnsan olmak yalnızca konuşabilmek, düşünebilmek ya da teknoloji üretebilmek değildir. İnsan olmak aynı zamanda güçsüz olana sahip çıkabilmektir. Kendini savunamayanı koruyabilmektir. Merhamet gösterebilmektir.
Hayvanları korumak, onları insanlardan üstün tutmak değildir. Hayvanları korumak, insanlığımızı korumaktır. Çünkü bir toplumun medeniyet seviyesi, en güçsüz canlılarına nasıl davrandığıyla ölçülür.
İhanet dedik ya yazının başında…
BELKİ DE İNSANLIĞIN EN BÜYÜK İHANETLERİNDEN BİRİ, BİNLERCE YILDIR YANINDA YÜRÜYEN DOSTLARINI UNUTMASIDIR.
Onlar bize sadakat verdi.
Onlar bize emek verdi.
Onlar bize yol arkadaşlığı yaptı.
Şimdi sıra bizde.
Koruyarak, yaşatarak ve birlikte yaşamayı öğrenerek bu borcu ödemek zorundayız.
Çünkü çözüm katletmek değil; yaşatmaktır.
Dokuzuncu Köyden Kovulan Adam

YORUMLAR